Yörük patikaları

kayseri

Yörük göçü sırasında ardımızda bıraktığımız yollar, dağlar, tepeler.

Buraya kadar yollarımız yer yer ana yollarla, köylerle, tarlalarla kesişti. Buradan sonra artık ne köy var, ne yol, ne elektrik, ne telefon şebekesi. Artık sadece yörüklerin izlediği patikalar üzerinden ulaşılan yaylalar var. Battal Emmi bile buraya kadar getirdiği pikabını ve bazı yüklerini geride bırakıp, kalan eşyalarını eşeklere yükleyip kendisi ve eşi de yayan olarak devam etmek zorunda. Daha önce bu yollardan defalarca yürümüş eşekler yolları biliyor, onlar önde gidiyor o yüzden.

Biraz dikkatlice bakınca doğanın içerisinde gizli patikayı görebiliyorsunuz. Bu patikalar zamanında büyük kervanların, sürülerin geride bıraktığı ve gün geçtikçe kaybolan izler aslında. Bu sene ilk geçen bizmişiz, Zafer Abi öyle söylüyor. Peşimizden Battal Emmi, ardından keçileriyle birlikte bir iki gün gerimizde olan diğer yörükler ve ardından da diğerleri, hep bu patikalardan bu sene kurulacakları yaylalarına doğru ilerleyecekler.

Deneyimli çoban Seyfi Emmi yörük çoban

Yolun buradan sonraki kısmı daha zorlu geçeceği için Zafer Abi yakınlardaki bir köydeki tanıdığından yardım istedi. Ramazan ayı içindeydik ama Zafer Abi ve diğer yörükler seferi olduklarından oruç tutmuyorlardı. Zafer Abinin yardıma çağırdığı Seyfi Emmi ise tüm yolu yürüyerek gelmiş ve oruç tutmaktan da vazgeçmemişti . Üstelik daha yürüyeceğimiz de çok yol vardı. Sabah olmadan sahurunu yapıp yola çıkmış. Yola çıkmış derken, bizim bildiğimiz anlamda ‘yol’a hiç uğramadan dere tepe düz üç saatlik bir yol yürümüş. Çocukluğundan beri buraları avucunun içi gibi bildiği için gece karanlığında dağları tepeleri aşmış, sabah yanımıza ulaşmıştı. Kaç yaşında olduğunu bilmiyorum (kendisi de bilmiyor) ama elli üzeri olduğu kesin. Seyfi Emmiyi yol boyunca, hayretle ve hayranlıkla izledim. Hep en önde ilerledi ve sürüyü yönlendirdi. Eşekler her ne kadar yolları bilseler de patikalar çatallara ayrılıyor ve değişik rotalara ilerliyor. Yörükler her sene -aynı civarda olsa da- kalıcı olarak yerleşecekleri obalarını farklı bir yerde kuruyorlar.

Sabah erkenden yola koyulup, Seyfi Emmi önde Zafer Abi en geride patikaları tırmanmaya başladık. Gece çökmeden yaylaya ulaşmak için hızlı ilerlememiz gerekiyordu. Battal Emmi ardımızdan daha yavaş geliyordu. Belki bir iki gün daha konaklayarak ilerleyecekti. Bize de aynını yapmamızı tembihlemişti ama Zafer Abi Seyfi Emmiyi bir gün daha alıkoymak istemiyordu. Hatta bana “Kusura bakma seni de rezil ettik kendimiz gibi yollarda Yavuzum ama bir gün daha dayan, sonra rahata ereceğiz Allah’ın izniyle” demişti. O yüzden pek sohbet muhabbete zaman ayırmadan bir an önce yol almaya baktık.

Hırsız Oluğu: Yüksek tepelerin arasında az kişinin yerini bildiği gizli bir hazine gibi.

Zafer Abi Seyfi Emmiye her şeyi sorabileceğimi söylemişti; otlar, böcekler, çiçekler, kuşlar hakkında bilmediği yoktur demişti. Seyfi Emmi hayatını bu yaylalarda çobanlık yaparak geçirmiş ve bu işi çok severek yapmış. Artık yaşlandık eskisi gibi değiliz dediğinde ben içimden daha ne olsun diye geçirdim. Arada bir onun dün gece 3’ten beri yollarda olduğunu ve oruç tuttuğunu hatırlayınca biraz kaygılanıyordum. Çünkü her adımda medeniyetten uzaklaşıyorduk. Hatta Zafer Abi bile kızmıştı, bugün tutmasaydın orucu da bir gün borçlansaydın demişti. Yardım istediği için zaten huzursuzdu, bir de oruç eklenince mahcubiyeti artmıştı.

Burada dağın başında kendi halinde akan küçük bir oluk vardı. Gençliğinden beri gelip buranın suyundan içmeyi çok severmiş Seyfi Emmi. İlk dinlendiğimiz yerde: “Epey zaman oldu buralara çıkmayalı. Buraya kadar gelmişken şu hırsız oluğunda bir su içebilseydim keşke” dedi (onun su içmesini ben ondan çok istiyordum). Eskiden hırsızlar ya da eşkıyalar dağlara kaçtıklarında burada saklanıyorlarmış, adı oradan geliyor. Oruç tuttuğu için suyunu içemediği o oluğun başında böyle poz verdi Seyfi Emmi (⇑). Bu arada biz ne kadar endişelensek de Seyfi Emmi aslında gayet dinç görünüyordu.

İnişli Çıkışlı

Patika sürekli inişli çıkışlı ilerliyordu. Özellikle yükleri sırtlanmış eşekler için çıkış ayrı iniş ayrı bir dert. Bir tepeyi tırmandık mı ardında diğer tepeyi görüyorduk. Tam bir düzlüğe ulaşmışken şimdi de üstteki fotoğrafta görülen sırtı tırmanacaktık. Fotoğraftaki (üstte) o küçük beyaz leke Zafer Abiyi biraz huzursuz etmişti. Hâlâ erimemiş kar öbekleri olması iyiye işaret değildi. Her sene göçe çıkmadan önce yörükler havayı iyi tahlil etmek zorundalar. Adana’nın sıcağından yaylaların serinine kaçmak güzel ama, erken gelindiğinde yüksek yaylalar serin değil oldukça soğuk olabiliyordu. Havalar iyice ısınana kadar bekleme lüksleri de yok. Ne çok geç ne çok erken uygun bir zaman belirleyip yollara düşmek gerekiyor.

Sonunda uzaktan gördüğümüz o minik beyaz lekeye ulaşmıştık. Hayvanlar susamıştı ve kardan medet umuyorlardı. Gittikçe yükseldiğimiz için bitki örtüsü de seyrelmişti. Şimdi tekrar aşağılara ineceğiz, pınarda sürüyü sulayacağız. Biraz dinlenip ardından yine tırmanışa geçeceğiz.

Şehirlerden bağımsız yörük yaşantısı

Tırmanışın ardından Zafer Abi bu sene kendisi için ayrılmış bölgeye ulaşmış olacak. Bir süre sonra da karısı ve çocukları arabayla Gezbeli Geçidi’ne kadar gelip, şimdi bizim ilerlediğimiz yollardan yayan olarak ilerleyip yaylalarına kavuşacaklar ve ailecek üç aydan fazla kalacakları obalarını kuracaklar. Keçi kılından yapılma geleneksel kara çadırlarını¹  kurup, hayvanlarını otlatıp yörük yaşantısının tadını çıkartacaklar. Su pınarlardan, diğer tüm ihtiyaçlar ya sürülerinden giderilecek ya da doğadan elde edilecek. Seyfi Emmi bana yemeği yapılan bir sürü bitki gösterdi. Şöyle bir bakınca yabani ot, diken ya da çiçek deyip geçeceğiniz bitkiler, türlü türlü ihtiyaçlar için kullanılıyor. Kısacası market alışverişi diye bir şey olmaksızın -şehirlerde yaşayanlardan kat kat daha sağlıklı beslenerek- aylarca kendi kendilerine yetecekler. Ama önce yaylaya ulaşmak gerek.

Yörük göçünde son adımlar

Yorgunluğun fotoğrafı

Aşağı inince bitki örtüsü yeniden değişmiş, hava da yumuşamıştı. Önümüzde son bir rampa kalmıştı ama galiba en zorlusu da bu olacaktı. Hem herkes çok yorulmuştu hem de daha dik bir tırmanış olacaktı. Yörük göçü başlayalı, Adana’dan buraya gelene kadar 150km’ye yakın yol geride kalmıştı. Açıkçası ben de çok yorgundum ve keşke Battal Emmi gibi dinlene dinlene gitseydik diye içimden geçiriyordum. Onlar şimdi bu ineklerin dinlendiği yere yarın gece gelecekler. Yani bizim yarım günde aldığımız yolu iki günde alacaklar.

Burası yörük patikalarında bir kavşak noktası gibi. Tepelerin ardında bir sürü yayla ve buralara giden farklı farklı bir sürü patika var. Birbirine çok benzeyen bu patikalardan yanlış olanına saparsanız “cezasını” ayaklarınız çeker. Neyse ki Seyfi Emmiye güvenimiz tam.

Çiçeği burnunda yörük

Karanlık çökmeden yaylaya ulaşmak gerekiyordu. Fazla oyalanmadan kalan son enerjimizle tekrar patikayı tırmanmaya başladık. Ama tepelerde görünen ufak kar öbekleri yüzünden endişe biraz artmıştı. Ayrıca eşeklerinde yüklerini devirme riskine karşı dikkatli olmak gerekiyordu çünkü dar ve kaygan zeminli yerlerden geçecektik. Ben eşeklerin başında en önde, Seyfi Emmini gösterdiği rotada ilerlemeye başladım. Arada onların yamulan semerlerini düzelttim, huysuzluk edip durduklarında iplerini çekip “çö çö” diye bağırarak harekete geçirdim. Az çok ben de çobanlık öğrenmiştim. Bana sen de bizim her yaptığımız işi öğrendin, sen de yörük sayılırsın diyorlardı. Gerçekten yol boyunca fotoğraf çekmek ve sohbetler edip notlar almak dışında yörüklere elimden geldiğince yardımcı olmaya çalıştım ve oldukça deneyim kazandım. Ama işin aslı, artık bir yere kurulalım ve dinlenelim istiyordum.

 

Karlı yaylalar>>>

<<< Kuzuların sessizliği

(dizinin ilk yazısı)

Dış bağlantılar.

  1. Kara çadır http://www.kilcadir.com/yorukler.html

yorum bırakın