Kültürel, Sanatsal ve Bilimsel içerikler.

Yolcu yolunda gerek

yolcu yolunda gerek

Yolcu yolunda gerek deyip,  yaylaya doğru yola çıktık.Sonunda Beypınarı Köyü yakınlarındaki meşe korusunu terk edip yollara düştük. Celal Emmi ve geride kalan diğer yörükler de yakında obalarından ayrılacaklar. Havanın düzelmesi için beklerken zaten birkaç gün geciktiğimizi söyledi Zafer Abi ve “Yolcu yolunda gerek” diye ekledi. Genelde misafirlikten kalkarken ya da bir yerden ayrılırken söylediğimiz bu söz, Zafer Abi eşekleri yüklerken söylediğinde daha farklı tınladı kulağımda. Tam bir göçebe atasözü.

Zafer Abi uzaktaki dağları işaret ederek, “Bu dağları tepeleri aşıp yaylamıza varacağız Allah’ın izniyle” dedi bana bakarak. Hava kararana kadar ilerleyebildiğimiz kadar ilerleyip, sonra geceyi geçirmek için uygun bir yer belirleyip geceleyecek ve böyle böyle devam ederek yaylalara ulaşacağız. Önümüzde uzun bir yol var.

Yörük mezarları.

Yörük mezarları.

Bu mezarlar eski göçlerde yaşamlarını yitiren yörüklerin.

Yanından geçerken zor farkedilen mezarları görünce Zafer Abi “Bunlar bizim eski göçerler.” dedi. Yörüklerin mezarlıkları değil, mezarları oluyor; genelde kıyıda köşede kalmış tek tük mezarlar. Göç sırasında kim nerede ölürse oraya gömüyorlar. Olur da başka bir mezar yakınlarında birisi yaşamını yitirirse, onu da diğer mezarın yakınına gömüyolar ki, görüp fâtiha okumak isteyen hepsine birden okuyabilsin. Burada yan yana yatan birden fazla mezar bu şekilde oluşmuş. Zafer Abiye isimler silinmiş mi diye sorduğumda, “Bizim mezar taşlarında ismimiz yazmaz. Hepsi bizdendi nasılsa, isim yazsa ne, yazmasa ne.”diye cevap verdi.

Burada yatanların zamanındaki göçlerde, süslü püslü develeriyle büyük kervanlar gidermiş bu yollarda. Şimdi Zafer Abi ve yeğeni Bayram ile birlikte görece küçük bir sığır sürüsü devam ediyor aynı yoldan göçmeye. Peşimizden yine birkaç yörük ailesi daha geçecek bu yollardan ama kaç yıl daha bu göçler devam eder kestirmek zor.

Mantuvar, tahnit, mumyalama.

Mantuvar bitkisi, yörüklerde tahnit (mumyalama) işlemi sırasında kullanılanlıyor.

Zafer Abi bana mezarların biraz ilerisinden kopardığı çiçekleri göstererek: “Bak buna mantuvar deriz biz. Bunu, ölüyü yıkadığımız suyun içine atar gaynadırız, ölüyü o suyla yıkarız. Kefeni de sarmadan önce buhurlar (bir tütsüleme şekli) sonra sararız. Böyle edince gömdüğün kurtlanmaz, börtü böcek yanaşmaz.” diye açıkladı.

Eski Türklerde tam olarak mumyalanmanın karşılığı olmasa da cesedin bozulmadan kalması için çeşitli uygulamalar yapılırmış (tahnit). Bu şekilde gömülmek, Türklerin şaman kökenlerine dayanan bir alışkanlık olmalı. Ayrıca, günümüzde bizlerin bile sürdürdüğü bazı geleneklerin kaynağı şamanizme dayanıyor olabilir¹.

Geceye hazırlık.

derme çatma çadır

Yaklaşan yağmurdan önce derme çatma kurulan bu çadırda geceyi geçireceğiz.

Meşe korusundan ayrıldıktan sonra hiç durmadan ilerledik ve hava kararmaya yakın ormanlık bir alana doğru sokulup geceleyeceğimiz yeri belirledik. Gece konaklayacak yer ararken etraftan geçen kimsenin göremeyeceği yerler tercih ediliyor. Bir gece kalıp devam edecek olsak bile kimseye laf anlatmak zorunda kalmamak için kuytu yerler arıyor Zafer Abi genellikle. Ayrıca yıllardır geçip gittiği yollar olduğu için nerelerde konaklayacağını önceden kestirebiliyor. Bana dere tepe düz ilerliyormuşuz gibi gelse de, dikkatle bakılırsa yıllardır kervanların göç sırasında bıraktığı izler seçilebiliyor. Özellike daha önce defalarca bu yolu yürümüş olan eşekler en önde, yolu bilerek ilerliyor, sürü de onları takip ediyor.

Gece konaklayacağımız yer meşelerin yerlerini alan çam ağaçlarının arasına gizlenmiş çayırlık bir alandı. Bir anda beliren bulutlar ve uzaktan gelen gök gürlemeleri yüzünden, yağmurdan sığınmak için derme çatma bir yer ayarladı Zafer Abi hemencecik. Yağmur derdi olmasa, öylece ağaçların altında uyumayı tercih edip, bir gece için zahmete girmiyorlarmış. Ama benim içinde olduğum yolculuk boyunca her gece yağmur yağdı, hiç sektirmedi.

Yağmurlu geceler.

Küçük buzağılar soğuğa dayanamayabilirler diye çadırın içinde onlara da yer ayrarladı Zafer Abi. Geceyi onlarla koyun koyuna geçirdik. Anneleri hemen çadırın yakınında arada sırada seslerini onlara duyurarak yatıştırdı buzağıları. Dışarıda yağmur şiddetle devam ederken, Zafer Abi, Bayram,ben ve buzağılar yan yana uzanıp sohbet etmeye başladık.

Ben yolculuğa katılmadan önce de Zafer Abi hep yağmurla uğraşmış, birkaç kez hazırlıksız yakalanıp sırılsıklam ıslanmışlar. O yüzden sitemkâr bir şekilde “Allah’ın bize acıması yok, onu anladık da, belki şu tezelere acırsa acır.” dedi -yanımızdaki buzağıları kastederek.

Keyifli sohbetimiz devam ederken, bir ara Zafer Abi cebinden telefonu ve bataryaları çıkardı. İlk çıkan modellerden bir cep telefonu var. Şarj etmek gibi bir şansımız genellikle olmadığından cebinde birkaç tane dolu batarya ile geziyor. Ailesiyle görüşmek ya da diğer yörüklerle iletişime geçmek için şebekenin olduğu yerlerde, tutumlu olmak için kapalı tuttuğu telefonunu açıyor, işi bitince yeniden kapatıyor. Yan yana dizilmişken bir anda aklına gelip aradığı kişi, yaylaya ulaştığımızda görüşeceğimiz Kayseri abdallarından¹ bir arkadaşıymış. Yarıda kalan sohbetimizde ben “Keşke kaval ya da başka çalgı çalan bir yörükle karşılaşsaydık.” demiştim. Meğer bana kaval dinletebilmek için yapmış aramayı. Hâl hatır sorma kısmını geçtikten sonra, “Yanındaysa kavalın, bize biraz çalsan da dinlesek” dedi. Ben de hemen telefonumu açıp kaydetmeye başladım konuşmayı kaval duyabilme heyecanıyla.

Kaval dinleyemesek de bu samimi konuşmayı kaydetmiş oldum. Ne yazık ki abdal arkadaşıyla daha sonra tekrar bağlantı kuramadık. Yaylalara ulaştığımızda yüz yüze görüşebilmeyi umuyorum bu güzel insanlarla.

Yağmur sonrası pırıl pırıl bir gökyüzü.

Samanyolu

Yağmur diner dinmez bütün bulutlar dağıldı ve yerini böyle bir gökyüzüne bıraktı.

Bir süre sonra yağmur dindi ve biz Bayram ile birlikte ıslanmış odunlarla zor da olsa ateş yakmayı başardık. Gökyüzü bir anda bütün bulutlardan arınınca yıldızların büyüleyici görüntüsü çıktı ortaya. Yerleşim yerlerinden uzaklarda, ormanın içinde zifiri karanlıkta gökyüzünün muhteşem görüntüsüne daldım gittim uzun süre.

Sığırlar gece bile yemeye ara vermiyorlar ve bazıları sağa sola biraz fazla açılabiliyorlar. “Buzağılar olmasa sorun değil, büyükler geri döner bir şekilde. Ama peşlerine buzağılar takılırsa ürküp dağılabilirler” demişti Zafer Abi. O yüzden arada bir, sürü dağılmasın diye kontrol etmek gerekiyor. Ayrıca etrafımızdan eksik olmayan kurt ulumaları da ayrı bir huzursuzluk sebebi.

Ateşin başında ve güzelim samanyolu manzarası altında -ve kurtların eşsiz müziği eşliğinda- gece nöbet tutmaya gönüllü oldum. Arada bir elimde fenerle sürüyü kontrol edip ateşin başına dönüyordum. Şansıma sık sık kayan yıldızlarla dolu bir geceydi. Küçük de olsa bir tanesi bu fotoğrafa da denk geldi üstelik.

Bir ara karanlık ormanın içinde parlayan iki göz oldukça korkuttu beni. “Yoksa!” diye korkuya kapıldım bir anda. Neyse ki gezintiye çıkmış bir sığır olduğunu anladım. Onu tekrar sürüye yanaştırıp ardından nöbeti devrettim. Ertesi gün erkenden yola devam edeceğiz.

 

Gidiyoruz gündüz gece >>>

<<< Meşe korusu sakinleri

(yazı dizisinin ilk yazısı)

 

Dış bağlantılar

  1. https://eksisozluk.com/samanizm-kokenli-turk-adetleri–854124?p=19
  2. https://www.academia.edu/19607641/Kayseri_de_%C3%87ingen_Olmak

“Günümüzde Abdallar, yaşamlarını daha çok müzisyenlik ve günübirlik işlerde çalışarak sürdürmektedirler. Abdalların en çok bilinen ve geleneksel olan mesleği çalgıcılıktır”

yorum bırakın