Karlı Yaylalar

Ulaşmak için onca yolu geride bıraktıktan sonra yaylalar sonunda karşımızdaydı. Zafer Abi bana en başından beri göçü atlatıp yaylaya yerleşince her şeyin ne kadar güzel olacağını anlatıp durmuştu (ilk yazıya buradan ulaşabilirsiniz). Ama şimdi sevinmek için biraz erken olduğunu anladık. Yaylalar kara çadırları kurmak için henüz hazır değildi; karlar daha tam olarak erimemişti ve otların büyümesi için de biraz daha zamana ihtiyaç vardı. Zafer Abinin morali çok bozulmuştu ve çok düşünceli bir hale bürünmüştü. Çünkü şimdi üzerinde gezdiğimiz yaylalar bile böyleyse (buralar geriden gelen diğer yörüklere aitti) Zafer Abinin daha içerilerde bulunan yaylası buradan daha karlı olmalıydı. Yani her şeyin çok güzel olması için biraz daha zamana ihtiyaç vardı. Zafer Abi, Seyfi Emmi ve Bayram, ne yapsak nasıl yapsak diye birlikte düşünmeye başlamışlardı. (⇑)

Eriyen karların sularıyla beslenen pınarlar burada hayatın devam etmesini sağlayacak.

Zafer Abinin sürüsü artık çok yorulmuştu. İnekler bütün kışı zaten samanla ya da yemle geçiştirmiş ve zayıflamıştı. Yol boyunca büyük bir iştahla durmadan yedikleri tap taze otların enerjisini ise göç sırasında harcamışlardı. Büyümemiş otlar ve etraftaki kar öbekleri onları da pek mutlu etmemişti sanki. Son moladan sonra sürekli tırmanmış ve bir kez daha bitki örtüsünün değiştiği, yer yer karlarla örtülü yüksek yaylalara çıkmışlardı. Uzun tırmanışın ardından sürü yeniden susamıştı.

Bu siyah inek sürünün lideri gibiydi (⇓). Göç yolunu daha önceleri de yürümüş ve nerede su, nerede güzel çayırlar var biliyordu. O yüzden genelde bütün sürü onu takip ediyordu. Karlı yaylalara ulaştığımızda susuz inekler su ve otlak aramak için sağa sola dağılmışken, bu siyah inek emin adımlarla ve aceleyle tek bir noktaya doğru ilerledi.Pınarı bulduğunda, peşinden ayrılmayan birkaç kurnaz takipçisi ile birlikte pınardan kana kana su içme şerefine de en önce erişmiş oldu. Ardından bütün sürü aceleyle pınara doğru yöneldi.

susuzluğunu dindir

Daha önceki yörükler, suların biriktiği bu bölgeyi kazarak derinleştirmiş ve etrafını da taşlarla örmüş. Bunun gibi pınarlar yörüklerin yaz boyunca faydalanacakları tek su kaynağı. Su durgun gibi görünse de aslında öyle değil. İneklerin bulanıklaştırmasına rağmen kısa sürede su tekrar berraklaştı.

Hesaplar tutmadı

Yorgun yörük

Bütün yol boyunca Zafer Abinin en büyük yardımcısı olan Bayram da herkes gibi durumdan pek memnun değildi. Aslında, hesapta bugün yaylaya ulaşınca onun geri dönmesi vardı ama şimdi işler biraz karışmıştı. Yorgun olmanın dışında, Adana’ya doktor randevusuna gitmesi gerekiyordu. Uzanıp manzarayı seyrederken hem dinleniyordu, hem de bakalım bundansonra ne olacak diye düşünüyordu muhtemelen. (⇑)

Bayram ve Seyfi Emmi sürünün başını bekleyip dinlenirken biz Zafer Abiyle onlardan ayrılıp, Zafer Abinin yaylasına giden yolu kontrole çıktık. Kameramı yanıma almadım çünkü oyalanmadan hareket etmemiz ve gün batmadan ne yapılacağına karar vermemiz gerekiyordu. O yüzden gittiğimiz yerlerin görüntüsünü alamadım. Yazarak anlatmakla yetinmek zorundayım.

Öncelikle patikalar karların altında kaldığı için yolu bulmakta çok zorlandık. Zafer Abinin kara lastikleri¹ karda yürümeye uygun değildi. Benim ayağımda askeri botlar vardı. O yüzden ben önden gidip ona yol açtım, o da benim ayak izlerime basarak ilerledi. Bu durumdayken sürünün buradan geçemeyeceği kesinleşmişti. Çünkü bacaklarının kırılma riski çok yüksekti.  Yaylanın genel durumunu görelim, bir fikrimiz olsun diye biraz daha ilerledik. Ama ikimizinde dermanı kalmamıştı artık. Zaten saatlerdir yollardaydık ve genelde hep tırmanmıştık. Bütün göç yolculuğu boyunca en çok yorulduğum ve zorlandığım anlardı sanırım.

Kardaki ayak izlerimizi takip ederek geri dönerken başka izlere de rastladık. İrice bir kurdun kardaki izlerinin yanında, minik minik pati izleri de vardı. Bu, etrafımızda yavrularıyla birlikte dolaşan bir kurt var demekti. Bütün göç boyunca hep soluğunu ensemizde hissetsek de (bkz Kuzuların sessizliği) hiç kurt görememiştik. Benim göçe dahil olmadan hemen önce Celal emminin sürüsünden bir oğlağı güpegündüz alıp götürdüğünü duymuştum sadece (bkz Obada bir gün). Ben çok hevesliydim bir tanesini görebilmek için. Ama bu izler, yakınlarımızda yavrularıyla birlikte dolaşan bir kurt olduğunun somut bir kanıtıydı ve görünce biraz ürpermiştim.

Çaresizlik

İçinde bulunduğumuz durumun özeti şöyleydi: Bayram kendisini iyi hissetmiyordu, ayrıca iki gün sonra doktorla görüşmesi vardı, bu yüzden gitmesi gerekiyordu. Seyfi Emmi’ye gelince, her ne kadar ona güzel bir iftar sofrası hazırlayıp, bir gece ağırlamak istesek de, şu şartlarda bunu yapmamız pek mümkün değildi. Bir an önce geceyi geçirmek için hazırlanmamız gerekiyordu. O yüzden Seyfi Emminin önerisiyle, o ve Bayram daha geç olmadan Seyfi Emminin köyüne dönmeye karar verdiler. Bayram oradan da Adana’ya devam edecekti. Seyfi Emmi karşı tepeleri işaret ederek: “Bizim ev zaten şu tarafta, iki saate varırız Allah’ın izniyle” dediğinde kulağa çok basitmiş gibi geliyordu.

Dün güneş doğmadan yola çıkıp dere tepe düz demeden yanımıza ulaşmış (bir önceki yazı), sonra patikaları tırmanmış, buraya kadar bize yol göstermişti Seyfi Emmi. Bir lokma yememiş, bir yudum içmemişti ve şimdi de hiç ara vermeden başladığı noktaya doğru ilerleyip sonunda orucunu açabilecekti.

Bize gelince, bu geceyi burada geçirmekten başka çaremiz yoktu. Burada sadece bir gece geçirecek olmamız bile Zafer Abiyi huzursuz ediyordu. Çünkü bu yaylalar ardımızdan gelen diğer yörüklere aitti. İlginçtir ki, ineklerin otladığı otlaklarda koyun ve keçiler otlamak istemiyorlarmış. Geriden gelen koyunlar ve keçiler kendi otlaklarında inek sürüsünün kokusunu alınca pek mutlu olmayacaklardı, ama başka çaremiz yoktu.

Seyfi Emmi ve Bayram tepeleri aşıp gözden kaybolmadan hemen önce bana bu pozu verdiler (⇑). Seyfi Emmi ve Bayram bizi geride bıraktıkları için huzursuzdular. Biz de bugünkü zorlu etabın ardından daha uzunca bir yol yürüyecek olduklarından dolayı onlar için huzursuzduk. Yaylalar, günümüz telefon sinyalleri için bile ulaşılmaz yerler. Şu andan itibaren, ne bizim onların köye sağ salim varıp varmadığından haberimiz olacak, ne onların bizim geceyi nasıl atlattığımızdan. Böylece vedalaştık.

Yaylalar bizi hoş karşılamadı

Soğuk ve sisli yaylalar

Vedalaşmamızın ardından, sürüyü yerleştirebileceğimiz ve geceyi geçirebileceğimiz en emniyetli yeri aramaya başladık. Sürünün etrafa dağılmayacağı, gözetmesi kolay bir yer bulduk ve yüklerimizi boşalttık. Tam bu sırada birden hava kapattı ve sis çöktü. Etrafımızda yavrularını doyurmak zorunda olan bir kurt vardı ve bilindiği gibi kurtlar puslu havayı sever. Zafer Abi şimdiye kadar kurtları hiç dert etmemişti, çünkü kurtlar, kuzuları ve oğlakları bırakıp buzağılara saldıracak değildi. Ayrıca buzağılar kuzu kadar da küçük olmuyordu. Ama bu kez Zafer Abi bile kurt saldırısı için cidden endişeliydi.

Geceyi uyanık geçirmemiz gerekiyordu ve gece çok soğuk geçeceğini şimdiden hissettirmeye başlamıştı. Tüm gece sönmeden yanacak bir ateşe ihtiyacımız olacaktı. Etrafta yakacak odun araştırmaya başladık ki, bu yüksek yaylalar da odun bulmak da hiç kolay değildi. Yetmezmiş gibi bir de yağmur çiselemeye başladı. Ardından yağış hızlandı ve sağanağa dönüştü. Aklımdan kamera ekipmanlarımı yerleştirdiğim yer umarım su almıyordur diye geçirirken, bir yandan da topladığım odunların kucağımda daha az ıslanması için uğraşıyordum. Derken dolu yağmaya başladı. İri taneli değildi ama küçük ve keskin biçimliydi, can yakıyordu. Odunları çaresiz yere bıraktım, kollarımı kafama siper aldım ve bir kayalığın kuytusuna çekilip beklemeye başladım.

Yağış çok çabuk dinmişti ama kısa sürede her yer bembeyaz buzla kaplanmıştı bile. Gecenin hemen öncesinde bütün sürünün ve bizim ıslanmamız hiç iyi olmamıştı. Topladığımız odunların da tümü ıslanmıştı. Gerçekten kelimenin tam anlamıyla perişan durumdaydık.

Zorlu gece

Hayvanları bir kuytuya topladık. Ardından Zafer Abi hemen bir çadır gerdi ve yanında taşıdığı kuru çıralarla yaş odunları tutuşturmayı başardı. Çay demleyip ateş başında ısındık ve kuruduk. Bütün gece ateşi besleyerek sabaha kadar nöbet tuttuk. Sık sık sürüleri kontrole çıktık. Sürü hem ısınmak için hem de güvenlik için, buzağılar içeride, büyükler dışarıda kalacak şekilde iç içe sokulmuştu. Arada bir güçlü rüzgarlar çıkıp gerdiğimiz çadırı bozuyordu, sık sık düzeltmek zorunda kalıyorduk. Ara ara yağışlar da oluyordu. Durmadan çay demleyip demleyip içtik. Huzurla sohbet edebileceğimiz bir gece değildi ne yazık ki. İkimiz de çok bitkindik; Zafer Abi ayrıca üzgündü de. Çok soğuk bir geceydi, buzağılar hastalanabilirdi. “Bize acıdığın yok belli ki güzel Allah’ım ama bari şu taze buzağılara acısan.” demişti ateşi tazelerken.

<<<Yörük patikaları

(dizinin ilk yazısı)

Dış bağlantılar

  1. Kara lastikler  http://www.milliyet.com.tr/kara-lastik-bir-asirdan-bu-yana-tezgahlarda-aydin-yerelhaber-2506287/Kara Lastikler : 

yorum bırakın